Bazen Bir Grup Değil, Bir Yüzleşme Olur
Bazı gruplar vardır;
dinlersin, seversin, bir albümünü ezberlersin ve yoluna devam edersin.
Nothing More, onlardan hiçbiri olmadı benim için.
Çünkü bu müzik hiçbir zaman “arka planda” kalmadı.
Hep bir yerde durdurdu.
Hep bir şey sordu.
2003’te San Antonio, Texas’ta kurulan Nothing More’un hikâyesi, klasik bir “rock grubu yükselişi” anlatısı değil. Bu, uzun süre kimsenin bakmadığı bir köşede ısrarla kalmanın, vazgeçmemeyi romantize etmeden sürdürmenin hikâyesi. Büyük sahnelerden, listelerden, ödüllerden önce; dar odalarda, iç sıkıntısıyla ve belirsizlikle yazılmış bir müzik bu.
Ve belki de bu yüzden, hâlâ bu kadar gerçek.
“Nothing More” Ne Demek?
Jonny Hawkins yıllar içinde bu soruya defalarca cevap verdi.
Ama bu cevaplar hiçbir zaman slogan gibi durmadı.
Nothing More, “hiçbir şey değiliz” demek değil.
“Biz de insanız” demek.
Kusurlu, kırılgan, öfkeli, bazen kaybolmuş.
Ama tam da bu yüzden dürüst.
Bu isimde bir iddia yok.
Bir kabulleniş var.
Ve bu kabulleniş, grubun müziğine ilk notadan itibaren sızıyor.
Jonny Hawkins, grubun isminin yalnızca bir etiket değil, insan olmanın sadeliğini kabullenmekle ilgili olduğunu FaceCulture’a verdiği bir röportajda açıkça dile getiriyor.
Kolay Olmayan Yol
Nothing More’un yıllar süren bağımsız dönemi, müzik dünyasında sık duyduğumuz bir “underground romantizmi” hikâyesi değil. Bu dönem daha çok sabırla, sıkışmışlıkla ve sürekli aynı soruyla geçti: Devam etmeye değer mi?
Jonny Hawkins’in bateriden vokalliğe geçişi de bu sorgulamanın bir parçasıydı. Bu değişim, sadece grubun sesini değil, anlatım biçimini de dönüştürdü. Çünkü Nothing More bu noktadan sonra sadece çalmaya değil, anlatmaya başladı.
2014’te yayımlanan Nothing More albümü bir patlama gibiydi ama bu patlama ani değildi. Yıllarca bastırılmış bir şeyin sonunda kendine yer bulmasıydı
Jonny Hawkins, Nothing More’un bu noktaya geliş sürecini ve Carnal albümünün arka planını Rock Feed’de yayınlanan kapsamlı bir röportajda detaylarıyla anlatıyor.
Tür Meselesi Hiçbir Zaman Ana Konu Olmadı
Nothing More’u Tool’la, Rage Against The Machine’le, Muse’la yan yana anmak mümkün. Ama bu benzerlikler teknikten çok niyetle ilgili. Çünkü bu grup için metal, alternatif rock ya da progresif yapı hiçbir zaman amaç olmadı.
Amaç hep şuydu:
İnsanı rahatsız eden duyguyu saklamamak.
Nothing More müziği güç gösterisi gibi kullanmıyor.
Bir şey kanıyorsa, onu gizlemiyor.

Sahne: İzlemek Değil, Dahil Olmak
Nothing More konseri izlemek, çoğu zaman pasif bir deneyim değil. Özellikle “Scorpion Tail” gibi sahne düzenekleriyle birlikte performans, fiziksel bir anlatıya dönüşüyor. Jonny Hawkins’in sahnedeki bedensel sınırları zorlayan hâli, sadece görsel bir tercih değil.
Bu bir mesaj:
Bu müzik sadece kulakla değil, bedenle de yaşanıyor.
Ve bunu izlerken insan şunu fark ediyor:
Burada bir şovdan çok, bir yüzleşme var.
Hawkins, Nothing More’un sahnede neden bu kadar fiziksel ve sınırları zorlayan bir performans sergilediğini Tuska Festival’de verdiği röportajda özellikle vurguluyor.
The Stories We Tell Ourselves: İç Seslerle Yüzleşmek
2017 tarihli The Stories We Tell Ourselves, grubun en çok konuşulan albümlerinden biri oldu. Albüm, adından da anlaşılacağı gibi, insanların kendilerine anlattıkları hikâyelerle yüzleşmesini konu alıyordu.
“Go To War”, “Jenny”, “Fade In / Fade Out” gibi parçalar; öfke, kayıp, bağımlılık ve kontrol ihtiyacı gibi temaları kişisel bir dille ele aldı.
Bu albümle birlikte Nothing More, dinleyiciyi sadece şarkıya değil, kendi iç monologlarına da kulak vermeye zorladı.
Spirits’ten Carnal’a: Ruh ve Beden Arasında
Spirits (2022), daha içe dönük, daha spiritüel bir yerde duruyordu. Zihinsel sorgulamalar, inançlar, iç sesler… Albüm insanın kendiyle konuştuğu bir alan açıyordu.
Carnal (2024) ise bu alanı dağıttı.
Jonny Hawkins’in de söylediği gibi, bu albüm bilinçli olarak daha ilkel, daha ham ve daha rahatsız edici olmak üzere yazıldı. Burada ruhu çözümlemek yok.
Burada bedeni inkâr etmeyi bırakmak var.
“If It Doesn’t Hurt”, “House on Sand”, “Freefall”…
Bu şarkılar anlatmıyor.
Olduğu gibi duruyor.
Ve bazen en zor şey de bu oluyor.
WWE, Popüler Kültür ve Yanlış Anlaşılan Bir An
“If It Doesn’t Hurt”ın WrestleMania XL tanıtımlarında kullanılması, bazıları için sürprizdi. Ama benim için değildi. Çünkü WWE’nin hikâye anlatımıyla Nothing More’un yaklaşımı aynı yerden besleniyor:
Acı olmadan dönüşüm olmaz.
Bu, Nothing More’un ana akıma yaklaştığı bir an değil.
Ana akımın, onların dilini ödünç aldığı bir an.
Bugün: Carnal Nature World Tour
Nothing More, şu anda Carnal Nature World Tour kapsamında dünya çapında sahne alıyor. Turne setlist’leri, yeni albüm ağırlıklı olsa da “Go To War”, “Jenny” ve “This Is The Time” gibi klasiklerle dengeleniyor. Grup, kariyerinin en güçlü ve en net dönemlerinden birini yaşıyor.

Nothing More’un müziği rahatlatmak için yazılmadı.
Bu şarkılar, insanı olduğu yerden alıp daha iyi bir yere götürmüyor.
Daha çok, kaçtığın yere geri bırakıyor.
Bu müzik bazen huzursuz ediyor, bazen can sıkıyor.
Ama asla dürüst olmaktan vazgeçmiyor.
Çünkü Nothing More’un derdi iyi hissettirmek değil; gerçek hissettirmek.
Belki bu yüzden herkesin grubu değil.
Ama bir kez yakaladı mı, bırakmıyor.
Çünkü insanın kendisiyle arasındaki mesafe kapandığında, artık geri dönüş olmuyor.

Az bütçeli cosplay, çizgi roman koleksiyoncusu ve müziğin çeşitli yönlerindeki gizemleri arayıp sizlerle paylaşıyorum.







