soen

SOEN – Martin LOPEZ Röportajı

Kapak / Metal / Müzik / Röportaj | 0 Yorum

Bazı röportajlar bilgi verir. Bazıları ise bir insanın iç dünyasına açılan kapı olur.

Martin Lopez ile yaptığımız bu sohbet, bir grubun yeni dönemini konuşmaktan çok daha fazlasıydı. Bu, yıllar boyunca ekstrem müziğin en sert coğrafyalarında var olmuş bir müzisyenin, içsel sessizliğe doğru yaptığı yolculuğu anlamaya dair bir konuşmaydı.

Bir zamanlar Opeth ile progresif metalin sınırlarını zorlayan Lopez, bugün Soen ile çok daha kırılgan, çok daha çıplak bir alan yaratıyor. Bu bir tarz değişimi değil. Bu bir olgunlaşma. Hatta belki bir hesaplaşma.

Soen’in müziği teknikle değil, dürüstlükle ilerliyor. Gösterişle değil, yüzleşmeyle. Şarkılar dinleyiciyi rahatlatmak için değil; bazen tam tersine, kendi karanlığıyla baş başa bırakmak için var. Ve belki de bu yüzden bu müzik, bazı insanlar için sadece bir “progresif metal” etiketi değil, kişisel bir yolculuğa dönüşüyor.

Bu röportajda Lopez’le konuştuğumuz şey yeni bir albümün tanıtımı değil.Karanlığın bastırılması mı yoksa anlaşılması mı gerektiği.Acının insanı yıkıp mı yoksa yeniden mi inşa ettiği.Ve umudun, aydınlık sayesinde değil, karanlık yüzünden var olup olmadığı.

Çünkü bazen müzik sadece duyulan bir şey değildir.Bazen müzik, insanın kendisiyle oturup sessizce konuşma biçimidir.Ve Soen, tam olarak o sessizliğin içinde var oluyor.


Enes: Soen’in müziği yıllar içinde daha derin ve daha duygusal bir hale geldi. Bu dönüşüm hayat deneyimlerinden mi kaynaklandı, yoksa başından beri vardı da ortaya çıkmayı mı bekliyordu?

Martin: Bu hayat tarafından şekillendirildi. Bu müziği daha önce yazamazdık, istesek bile. Deneyim, nasıl dinlediğini ve nasıl hissettiğini değiştirir. O derinlik aslında her zaman grubun içinde bir yerdeydi, ama doğal şekilde ortaya çıkması için zamana ihtiyacı vardı.

Enes: Progresif metal bazen teknik bir yarışa dönüşebiliyor. Soen’i bundan ayıran duygu nedir?

Martin: Duygu. Teknik sadece bir araçtır, asla amaç değildir. Bizi ayıran şey kırılganlığa odaklanmamız; müziğin nefes almasına ve şarkı gerektiriyorsa acıtmasına izin vermemizdir. Etkilemekle ilgilenmiyoruz, dürüst bir şey ifade etmekle ilgileniyoruz.

Enes: Şarkılarınız dinleyiciler için kendileriyle yüzleşebilecekleri bir alana dönüşüyor. Müziğinizin taşıdığı iyileştirici gücün ne kadar farkındasınız?

Martin: Bizim amacımız dürüst olmak. Eğer o dürüstlük insanlara kendileriyle yüzleşme alanı açıyorsa, onları daha az yalnız hissettiriyorsa… bu hem güçlü hem de alçakgönüllülük gerektiren bir sonuç. Ama bu etki planlanmış bir şey değil, samimiyetin doğal sonucu.

Enes: Müziğinizde karanlık bastırılması gereken bir şey değil, anlaşılması gereken bir şey gibi duruyor. Bu bakış açısı nasıl oluştu?

Martin: Karanlık insan olmanın bir parçasıdır; onu bastırmak sadece daha güçlü hale getirir.
Zaman bana karanlığı anlamanın dönüştürücü olabileceğini öğretti. Bu bakış açısı, bu gezegende yaşamakla, iyi ya da kötü, beraberinde gelen her şeyle şekillendi.

Enes: Lascivious arzunun toksik tarafını güçlü biçimde anlatıyor. İnsanlar zararlı olduğunu bildikleri duyguları neden bırakamıyor?

Martin: Acı çekme korkusu ve bilinmezlik korkusu.
Bir şeyi bırakmak çoğu zaman belirsizliğe adım atmak demektir ve bu korkutucu olabilir. Arzu, öz farkındalığın yerini aldığında toksikleşir. Ama o döngüyü kırmak cesaret gerektirir.

Enes: River kelimelerin taşıyamayacağı bir acıyı anlatıyor. Sessizlik müziğinizde ne zaman en güçlü anlatıcıya dönüşüyor?

Martin: Duygusal aşırı yüklenme anlarında.Bazen ses, hissedileni dağıtır. O noktada sessizlik daha ağırdır. Kontrol ve geri çekilme, bazen en güçlü notadan daha etkili olabilir.

Enes: Penance affedemediğimiz yükleri anlatıyor. Önce kimi affetmeliyiz — kendimizi mi, başkalarını mı?

Martin: Kendini affetmek genellikle en zor olanıdır ve bu yüzden en önemlisidir. Bu olmadan, başkalarına yönelik affediş yüzeysel kalabilir.

Enes: Memorial ve Imperial, içe dönük duygusallığı daha toplumsal bir anlatıya taşıdı. Bu değişimi ne tetikledi?

Martin: Dünya çökerken çocuklarımız büyüdü. Onları sonsuza kadar koruyamayacağımız gerçeği, toplumsal kırılmaların, adaletsizliklerin ve kolektif acının daha fazla farkına varmamıza neden oldu. Bu farkındalık doğal olarak müziğe yansıdı.

Enes: Şarkılarınız “her şey geçer” demek yerine, “belki geçmez ama yine de güçlenebilirsin” diyor gibi. Acı insanı nasıl değiştirir?

Martin: Acı, illüzyonları ortadan kaldırır.
İnsanı konfor ve koruma olmadan, olduğu haliyle kendisiyle yüzleşmeye zorlar. Eğer izin verirsen, acı seni daha dürüst, daha empatik ve daha güçlü bir şekilde yeniden inşa edebilir.

Enes :Müziğinizde umut kırılgan ama kalıcı. Umudu karanlığa rağmen mi inşa ediyorsunuz, yoksa karanlık sayesinde mi?

Martin: Karanlık sayesinde.
Umut ancak kırılgansa anlamlıdır. Her şey aydınlık ve mutluysa, umut anlamsızlaşır. Bizim müziğimizde umut, teslim olmamayı seçmektir.

Enes: Son zamanlarda kendi hayatınızda en çok neyle yüzleşiyorsunuz?

Martin: Ne zaman mücadele etmeli, ne zaman bırakmalı… Bu denge önemli bir mesele. Sabit değildir; insanın kendisiyle sürekli yeniden kurduğu bir dengedir.

Enes: Opeth ve Amon Amarth gibi ekstrem dünyalardan Soen’in daha dramatik ve spiritüel tonuna geçiş… Bu değişimin arkasında nasıl bir iç dönüşüm vardı?

Martin: Bu ağır müzikten kaçmakla ilgili değildi. Ekstrem müzik dışsal bir gücü ifade eder ve ben bunu seviyorum. Ama aynı zamanda içsel meseleleri de keşfetme ihtiyacı hissediyorum. Bu geçiş, müzikal ve ruhsal olarak bir denge arayışından doğdu.

Enes: Soen’de yaratım süreci nasıl ilerliyor? Daha çok bireysel ilham mı, yoksa kolektif bilinç mi?

Martin: Bireysel olarak başlar ama hızla kolektif hale gelir.Şarkı yazım sürecimiz karşılıklı saygıyla şekillenir. Son sözü her zaman şarkı söyler. Egonun Soen’de yeri yoktur.

Enes: Türkiye konserlerinizde, özellikle duygusal şarkılarda seyirciyle özel bir bağ oluşuyor. Sahnedeki o an nasıl hissettiriyor?

Martin: Kutsal.O anlarda paylaşılan bir kırılganlık ve kelimelere ihtiyaç duymayan bir anlayış var. Sahnedeyken seyircinin sadece dinlemediğini, müziğin parçası haline geldiğini hissediyorum. Bu dünyanın en güzel şeylerinden biri.

Enes: Türk dinleyicisi Soen’le sadece bir grup olarak değil, kişisel bir yolculuk olarak bağ kuruyor gibi. Sizce bu bağın gücü nereden geliyor?

Martin: Türk kültüründe yoğun bir duygusal açıklık var; duyguları ironisiz ve yoğun biçimde yaşama isteği. Bu samimiyet müziğimizle örtüşüyor ve bağın kaynağı da bu olabilir.

Enes: Albümleriniz aynı duygusal enerjiyi tekrar etmiyor. Sıradaki çalışmada öfke mi, kabulleniş mi, hayal kırıklığı mı beklemeliyiz?

Martin: Duygular takvime göre hareket etmez.Albüm tamamlanana kadar biz de nasıl bir şey çıkacağını bilmiyoruz. Tek söyleyebileceğimiz, o an doğru hissettiğimiz şeyi yüzde yüz yapacağımızdır.

Enes: Yakın zamanda Türkiye ile ilgili özel bir plan var mı? Akustik proje ya da canlı kayıt gibi?

Martin: Türkiye’de özel bir şey yapmak fikrine her zaman açığız. Orada bir akustik proje ya da canlı kayıt yapmak çok anlamlı olurdu. Grup içinde konuştuğumuz bir konu.

Enes: Soen’i tek cümleyle özetlemeniz gerekse?

Martin: Soen, şeytanlarıyla oturup onları dinlemeye istekli olanlar için yapılan müziktir.

Enes: Son olarak Türkiye’deki hayranlarınıza özel bir mesajınız var mı?

Martin: Son olarak Türkiye’deki hayranlarınıza özel bir mesajınız var mı?Tutkunuz, derinliğiniz ve samimiyetiniz bizim için kelimelerle anlatılamayacak kadar değerli. Müziğimizi hayatınıza alıp ona hayal edebileceğimizden daha büyük bir anlam kattığınız için teşekkür ederiz. Sizi her zaman yanımızda taşıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir